Pazartesi, Nisan 24, 2006

m-002 Senaryo ve Armoni

Müzikle ilgilenenler iyi bilir, üzerine sayfalar dolusu kitaplar yazılan bir takım "armoni kuralları"ndan bahsedilir. Armoni, bilmeyen insanı müziğin duygusallığından şüphe ettirecek denli matematiksel, sanatın özgürlüğüne tamamen tezat teşkil edecek kadar katı kurallar içerir.

Müzik notalarını 1 ile 11 arasındaki sayılar gibi düşünürseniz "eserde 3 geçiyorsa 4 geçemez, bir kere 4 geçerse, en fazla şu kadar mesafe sonra tekrar 3 içermelidir" gibi kurallardan bahsediyorum. "Bir şarkıda son nota 7 ise dinleyicide soru sorulduğu duygusu uyandırır, 11 ile biten şarkılar ünlem hissi verir" şeklinde çok belirgin, öyle yoruma filan açık olmayan tanımlar vardır.

Bu kurallar üzerine insanlar yıllarca araştırmalar yaparlar, yani basbayağı bir bilim dalıdır. Şu anda konumuz bu olmadığı ve çok biliyor gibi davransam da aslında ben de bu konuda hayli bilgisiz olduğum için armoni kuralları üzerine daha fazla konuşmayacağım. Sonuçta hayli geniş bir kurallar bütününden bahsettiğim anlaşılmıştır sanırım.

İnsanın aklına ilk olarak bu tip kuralların sanatçının yaratıcılığı önünde engel oluşturacağı düşüncesi geliyor değil mi? Oysa üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen büyük bir zevkle dinlediğimiz klasik müzik eserleri bu armoni kurallarına epey sadık kalmışlardır.

Klasik müziğin kendi içinde armoni kuralları ayrıdır, caz müziğinin ayrıdır, Türk Sanat Müziği'nin apayrıdır.

Peki acaba besteciler, akıllarına gelen melodileri kağıt üzerine yazdıktan sonra, adeta aruz veznine uydurur gibi bunlar üzerinde düzeltmeler mi yapmışlardır? Elbette ki hayır. Son derece hoş melodiler yazmışlar, bunları orkestralara uyarlamışlardır.

Ve bu yaptıkları, doğal olarak armoni kurallarına uymuştur. Çünkü armoni kuralları size neyi yapacağınızı dikte edemez. Armoninin "bunla bunu yan yana getirmemelisin" dediği notaları siz yan yana getirdiğinizde zaten kulağınız bu gidişattan rahatsız olur.

Yani başka bir deyişle, armoni, doğadaki ses uyumunu incelemiş ve insanı rahatsız etmeyecek dizilişleri belirlemiştir.

Bir saniye! Sanırım sinsice lafı nereye getirmeye çalıştığım anlaşılmakta!

Bir kez daha tekrar edelim. Birileri kalkmış ve insan kulağının hangi ses dizilişlerini beğeneceğini ve hangilerini beğenmeyeceğini söylemiş, bunu söyledik, değil mi?

Son dönemde, özellikle de Amerikalılar'ın senaryo konusunda yaptıkları incelemeleri çağrıştıran bir durum. Onlar da bir senaryodaki "nota dizilişi", yani "sahne dizilişi" ne şekilde olursa "dinleyici", yani "seyirci"nin hoşuna gideceğini belirlemek için uğraşmışlar ve belli başlı "şablon"lar çıkarmışlar.

Pek çok senarist ve seyirci, başkalarının bize dikte ediyor olduğu bu şablonlara uymanın tıpatıp birbirine benzeyen, yaratıcılıktan uzak filmlere sebep olacağını düşünüyor. Bir yerde de haksız sayılmazlar. Çünkü, bambaşka bir tartışma konusu olacak şekilde, sahiden de günümüzde, özellikle Hollywood, bizleri zaman zaman sinir edecek denli birbirine benzer filmler çekmekte ve bunlardan milyonlarca dolar para kazanmaktadır.

Ama sonuçta yapılan, sahiden de "do majör tonundaki şarkıda fa diyez kullanılmaz, kullanılırsa da şurada tekrar fa geçer" diye bize bir "şablon" dikte ettiren armoni kurallarından farksız değil midir?

İzninizle "senaryonun armonisi" diye adlandıracağım bu tanımlamalara uymak eğer bizi sıkıcı hale getirecekse, armoni kuralları neden Mozart'ı, Beethoven'i, Chopin'i ya da Bach'ı sıkıcı hale getirmemiştir?

Bu söylediklerim, bir önceki yazımdaki "kuralı muralı boşver, kafana göre takıl, içinden geleni yaz" yaklaşımıyla çelişiyor mu?

Bence hayır.

Hiç kuşkusuz, hiç nota bilmeden harikalar yaratan pek çok müzisyen vardır. Ancak ne denli istisnai insanlar olduklarını söylemeye bile gerek yok. Ve ne hikmetse, onların yaptıkları besteler, o hiç bilmedikleri armoni kurallarına bire bir uyarlar! Çünkü insanın hoşuna giden, zaten doğal olarak armoni kurallarının da hoşuna gider.

Açıkçası hoş besteler yapan birisinin, armoni kurallarına hakim olmadan bir orkestra eseri ortaya çıkarması pek olası değildir. Yapabilen varsa da yukarıdaki istisnai dahilerden biridir.

Bu kuralları çok iyi biliyor olmak, insanın yaratıcılığını engellemeyi bir kenara bırakın, tüm konsantrasyonunu yaratıcılığına yönlendirebilmesini sağlar. Beyni o sırada Amerika'yı yeniden keşfetmekle meşgul olmadığından, lüzumsuz şeylerle uğraşmak yerine kendisini, vereceği duyguya adayabilir.

Senaryo dalında da, müzik için olduğu kadar olmasa da, epey bir "armoni kuralı"ndan bahsedebiliriz. Bir senaristin "seyircinin kahramanla özdeşleşmesi için kahramanı zor bir duruma itin" prensibini biliyor olması, onun bambaşka bir hikaye yazarken birden "aman allahım! Kahramanı zor duruma sokamadım, yandım, şimdi herşeyi değiştirmeli ve baştan yazmalıyım" demesiyle sonuçlanmaz ki. Belki bunun kaçınılmaz etkilerini ve zararlarını senaryosu boyunca asla toparlayamayacağını farkedip hikayesinde bir değişikliğer gider, ya da bu etkiyi bambaşka bir şekilde sağlama yolunu seçer. Bu sadece bir armoni kuralıdır. Bütün bir film boyunca tekdüze şekilde armoni kurallarına uymaktansa araya bir iki aykırılık serpiştirmek işe daha bir lezzet bile katar. Ama eğer filminiz baştan aşağı bu kurallara aykırı ise...

O zaman iyi şanslar dilemekten başka yapacak bir şey de yok. Belki yeni bir David Lynch yoldadır, biz engel olmayalım.

Bu kuralları iyi bilmek senaristi sınırlandırmaz, tam aksine ona hareket serbestliği verir. Hissettiği duyguyu en yoğun bir biçimde aktarabilmesi için kafasını rahatlatır. Araba kullanmayı ilk öğrendiğimizde hepimiz kafamızın içinde, debriyaja bas, gazdan ayağını çek, vitesi değiştir, debriyajdan ayağını çek, gaza bas sıralamasıyla o denli uğraşırız ki, esas yapmamız gereken şeyi yapamayız; yola dikkat edemeyiz. Ne zaman "araba kullanmanın bu basit armoni kuralı"nı ezberleriz ve artık refleks haline gelir, o zaman sağda solda vızırdayan trafik canavarlarından daha rahat koruruz kendimizi.

"Kuralları iyi bilelim, ama uygulamakla uğraşmayalım" sözü hoş bir paradoks! Ancak üzerinde düşünmeye değer!

Bu sözü "araba kullanırken debriyaja basmayı düşünme" ile harmanlamak biraz daha anlamlı belki de.

Aslında biraz daha provokatif olursak, madalyonun diğer yüzüne şunu da yazabiliriz: "Eğer kuralları yıkmak ve devrim yaratmak amacındaysak, yıkmaya niyetlendiğimiz bu kuralları çok iyi bilmemizde fayda var."

Son söz olarak, elbette ki Bağdat'a çıkan tek bir yoldan bahsetmiyoruz. Belki bir başkası, önüne bir armoni kuralları listesi açıp bunları birer birer işaretleyerek, mekanik bir şekilde de harika bir senaryo yazabilir.

O kişi de kendi yolculuğunu bizimle paylaşsın!

2 yorum:

Adsız dedi ki...

yazdıklarınız çok beyndim...bende yeni yeni seneryo yazmaya başladım,hayatda bir çok şeyle uğraştım beste yaptım gitar çaldım ama nota bilmeden!çok isterdim bir konservatuara gitmeyi ama olmadı.içim de hep sanatsal işlerle uğraşma istediği oldu;zaman zaman bazı hayaller kurarım ben ve bu hayllaerimi seneryo niteliğin de değerlendirmek gibi bir fikir geldi aklıma ve hemen başladım yazmaya inşallah baraşılı olurum,fakat seneryomu yazıp kime götürmeliyim,gerçekden kendimi kanıtlamak bir şeyleri başardığımı görmek istiyorum....bunun için beni yönlendirirmisiniz

Yazı Tahtası dedi ki...

Kusura bakmayın, benim piyasaya dair bilgim ve deneyimim hayli kısıtlı. Öncelikle, maalesef daha çok yabancı kaynaklardan, ve benim hayran olduğum www.senaryorum.tk sitesinden senaryo teknikleri ile ilgili belli başlı bir alt yapı edinmenizi tavsiye ederim.

Buralardaki bazı temel prensipleri öğrenmeden bir senaryo yazmasanız daha iyi edersiniz.

Ondan sonra senaryonuzu profesyonel yapım şirketlerine sunmaya niyetlenirseniz, bolca adam yerine konmamalı, sorduklarınıza yanıt alamamalı bir sürece gireceksiniz! O süreçte de size bol şans dilemekten başka yapabileceğim bir şey yok maalesef...

Beyoğlu'nda senaristler derneği var. www.sen-der.org oraya da danışabilirsiniz...